Genel HaberlerSon Dakika Gelişmeleri

Üşümezsoy’dan İstanbul depremi için çarpıcı açıklama!

Deprem bilimci Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, 18 Temmuz 2026 sabahı Malatya'nın Battalgazi ilçesinde meydana gelen 5 büyüklüğündeki depremin ardından hem Malatya fay hatlarını hem de İstanbul depremi riskini değerlendirdi. Üşümezsoy'un Marmara fay yapısına ilişkin açıklamaları, diğer uzmanların görüşlerinden belirgin biçimde ayrışıyor. Peki Marmara'da gerçekten büyük bir sarsıntı kapıda mı?

İstanbul depremi tartışmaları, 18 Temmuz 2026 sabahı Malatya’nın Battalgazi ilçesinde saat 06.20’de meydana gelen 5 büyüklüğündeki sarsıntının ardından yeniden alevlendi. AFAD verilerine göre derinliği 15,59 kilometre olarak ölçülen bu deprem; Malatya, Elazığ, Adıyaman, Tunceli ve Şanlıurfa illerinde hissedildi. Deprem bilimci Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, CNN Türk canlı yayınında hem Malatya’daki fay dinamiklerini hem de İstanbul depremi riskini masaya yatırdı. Üşümezsoy’un açıklamaları, kamuoyunda yaygın olan “büyük İstanbul depremi yaklaşıyor” söylemini doğrudan sorgulaması bakımından dikkat çekici.

Marmara depremi beklentisine ilişkin bilimsel tartışma, uzmanlar arasında derin görüş ayrılıklarıyla sürerken Üşümezsoy‘un fay haritası okuması farklı bir tablo ortaya koyuyor. Silivri ile Kumburgaz arasındaki fayın 6,5’in altında büyüklükte sarsıntı üretebileceğini savunan Üşümezsoy, Büyükçekmece’den Yeşilköy’e uzanan kesimde ise aktif bir fay bulunmadığını vurguluyor. Peki bu değerlendirme doğruysa İstanbul depremi riski gerçekte ne kadar büyük?

Malatya’daki 5’lik Deprem Neyin Habercisi?

18 Temmuz 2026 sabahı Malatya’nın Battalgazi ilçesini sallayan 5 büyüklüğündeki deprem, bölgede uzun süredir biriken jeolojik gerilimin bir kez daha dışa vurması olarak değerlendiriliyor. AFAD, depremin 15,59 kilometre derinlikte kaydedildiğini açıkladı ve saha tarama çalışmalarının başlatıldığını duyurdu. Malatya Valisi Seddar Yavuz ise an itibarıyla olumsuz bir tespit ya da ihbar alınmadığını kamuoyuyla paylaştı.

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy, bu depremin arka planını yıllar öncesine dayandırarak açıkladı. 2020 Sivrice depreminde kırılan fay hattının Sivrice gölünden batıya, Doğanyol üzerinden Pütürge’ye uzandığını ve Pütürge’de kırılmanın durduğunu hatırlatan Üşümezsoy, o dönemde de bu bölgede ya 6 ile 6,5 büyüklüğünde bir deprem ya da birçok 5 büyüklüğünde sarsıntı yaşanabileceğini öngördüğünü belirtti. Nitekim Pütürge’nin kuzeyinde süregelen 5’lik depremler, bu öngörüyü doğrular nitelikte.

DEÜ Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir ise depremin 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş deprem yüzey kırıklarının kuzey-kuzeydoğu ucunda kaldığını ve Uluova-Yeşilyurt Fay Zonu üzerinde gerçekleştiğini açıkladı. Sözbilir’e göre bu deprem, Kahramanmaraş sarsıntısının tetiklediği bir deprem niteliği taşıyor ve Kale-Yeşilyurt arasındaki bölgede benzer büyüklükte sarsıntıların tekrarlanması mümkün.

Fay Hattı Neden Bu Kadar Uzun Süre Stres Biriktirdi?

Şener Üşümezsoy, Malatya çevresindeki fay hatlarının neden bu denli uzun süre stres biriktirdiğini jeolojik bir çerçevede ele aldı. Güneydeki Pütürge bloğunun doğuya doğru hareket edebilmesi için Sincik fayının bu bloğu sıkıştırmaması gerektiğini vurgulayan Üşümezsoy, 2 gücün birbirini sıfırlaması nedeniyle fayın batıya doğru hareket ettiğini ve bu yapının büyük bir depreme dönüşmediğini açıkladı.

6 Şubat 2023 depremlerinde Pazarcık, Gölbaşı ve Erkenek’in kırıldığını ancak Malatya bloğunun güney kenarını oluşturan Kale, Battalgazi ve kısmen Yeşilyurt’a uzanan hattın kırılmadığını belirten Üşümezsoy, 2 taraftan gelen stres yüklenmesinin bu kesimde sürekli 5 ile 6 büyüklüğü arasında depremlere zemin hazırladığını ifade etti. Bu yapı, tek bir büyük kırılma yerine küçük ve orta büyüklükte sarsıntıların art arda yaşanmasına yol açıyor.

Söz konusu jeolojik tablo, bölge halkı açısından son derece önemli bir pratik sonuç doğuruyor: Malatya ve çevresinde yaşayanların, büyük bir deprem beklentisiyle değil, orta büyüklükte sarsıntıların tekrarlayabileceği gerçeğiyle hareket etmesi gerekiyor. Bu nedenle bölgedeki yapı stoğunun depreme dayanıklılığının sürekli denetlenmesi, uzmanların önemle altını çizdiği bir husus olmaya devam ediyor.

Marmara’da Gerçekten Büyük Deprem Kapıda mı?

İstanbul depremi tartışmalarının odağındaki Marmara fay yapısına ilişkin Şener Üşümezsoy‘un değerlendirmeleri, kamuoyunda hâkim olan söylemden belirgin biçimde ayrışıyor. Üşümezsoy, CNN Türk yayınında Silivri ile Kumburgaz arasında bir fay bulunduğunu ve bu fayın 6,5’in altında büyüklükte deprem üretebileceğini açıkladı. Ancak Büyükçekmece’den Yeşilköy’e kadar uzanan kesimde herhangi bir fay bulunmadığını da vurguladı.

Üşümezsoy‘a göre Ada Fayı nasıl ölü bir fay ise Büyükçekmece-Yeşilköy hattı da onun devamı niteliğinde. Bu kesimde daha önce 6,3 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini hatırlatan Üşümezsoy, Marmara’da risk taşıdığı söylenen 2 parçadan riskli olanın zaten kırıldığını belirtti. 6,3’lük deprem yaşandığı gün de doğuya, yani Avcılar sırtlarına doğru uzanan aktif bir fay bulunmadığını o dönemde de ifade ettiğini vurguladı.

Bu değerlendirme, Prof. Dr. Naci Görür’ün “tez zamanda büyük deprem bekliyoruz” açıklamasıyla doğrudan çelişiyor. Üşümezsoy, 16 Temmuz 2026’da sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada Ereğli ve Silivri açıklarındaki bazı depremlerin Marmara depreminin habercisi olarak yorumlanmasının bilimsel temelden yoksun olduğunu savundu. 1912 yılında Marmara Adası açıklarında kırılan fayın “krip” olarak adlandırılan yavaş kayma hareketi yaptığını öne süren Üşümezsoy, bu nedenle bölgede stres birikmediğini ve görülen küçük depremlerin büyük bir İstanbul depreminin habercisi sayılamayacağını ifade etti.

23 Nisan Depremi Marmara’daki Riski Değiştirdi mi?

Şener Üşümezsoy, 23 Nisan’da meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremin Silivri-Kumburgaz fay segmentinde gerçekleştiğini ve bu sarsıntının söz konusu segmentteki birikmiş stresi önemli ölçüde boşalttığını değerlendirdi. Bu açıklama, İstanbul depremi riskine ilişkin kamuoyundaki kaygıları bir ölçüde yumuşatıcı bir nitelik taşıyor.

Marmara depremi tartışmalarında sıkça gündeme gelen Silivri-Kumburgaz segmenti, yıllardır deprem bilimcilerin en çok üzerinde durduğu fay parçası olma özelliğini koruyor. Üşümezsoy‘un bu segmentin 23 Nisan depremiyle kırıldığına ilişkin değerlendirmesi, eğer bilimsel çevrelerce kabul görürse İstanbul depremi beklentisinin zaman çizelgesini ve büyüklük tahminlerini köklü biçimde değiştirebilir.

Ancak bu noktada farklı uzmanların farklı yorumlar ürettiğini de göz ardı etmemek gerekiyor. Deprem bilimi, doğası gereği kesin öngörüler yapılmasına izin vermeyen bir alan. Bu nedenle İstanbul depremi konusunda tek bir uzmanın görüşüne değil, bilimsel konsensüse ve güncel sismolojik verilere dayanmak büyük önem taşıyor.

İstanbul’da Hangi Bölgeler Daha Fazla Risk Altında?

İstanbul depremi söz konusu olduğunda yalnızca fay hattının konumu değil, zemin yapısı da belirleyici bir etken olarak öne çıkıyor. Dolgu zeminler, alüvyal alanlar ve eski dere yatakları üzerine kurulu mahalleler, sert kayalık zemine oturan yapılara kıyasla deprem sırasında çok daha fazla sarsıntı hissediyor. Bu durum, aynı büyüklükteki bir sismik olayın şehrin farklı noktalarında çok farklı hasara yol açabileceği anlamına geliyor.

Avcılar, Zeytinburnu, Küçükçekmece ve Bağcılar gibi ilçeler, zemin yapısı açısından özellikle dikkat gerektiren bölgeler arasında gösteriliyor. Üşümezsoy‘un Avcılar sırtlarına doğru uzanan aktif bir fay bulunmadığına ilişkin değerlendirmesi, bu ilçelerdeki riski tamamen ortadan kaldırmıyor; zira zemin sıvılaşması ve rezonans etkisi, fay hattından uzak bölgelerde de ciddi hasar yaratabilir.

Deprem uzmanları, İstanbul depremi hazırlığı kapsamında binalarda zorunlu deprem sigortası (DASK) yaptırılmasını, yapı denetiminin etkin biçimde sürdürülmesini ve acil toplanma alanlarının önceden belirlenmesini öneriyor. Özellikle 1999 öncesinde inşa edilmiş ve deprem yönetmeliğine uygun olmayan binaların güçlendirilmesi ya da yenilenmesi, uzmanların üzerinde en çok durduğu konu olmaya devam ediyor.

Üşümezsoy ile Görür Arasındaki Bilimsel Tartışma Ne Anlama Geliyor?

Şener Üşümezsoy ile Prof. Dr. Naci Görür arasındaki görüş ayrılığı, yalnızca 2 bilim insanının farklı yorumlarından ibaret değil; aynı zamanda deprem biliminin ne denli karmaşık ve belirsizliklerle dolu bir alan olduğunu gözler önüne seriyor. Görür, Marmara’da yakın vadede büyük bir İstanbul depremi beklediğini açıkça ifade ederken Üşümezsoy bu beklentinin bilimsel dayanağını sorguluyor.

Üşümezsoy, büyük İstanbul depremi beklentisine ilişkin değerlendirmelerin hangi fay hattına ve hangi bilimsel verilere dayandığının açıklanması gerektiğini vurguluyor. Bu tutum, bilimsel şeffaflık açısından son derece değerli; zira kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi, hem gereksiz paniği önlemek hem de gerçek risklere karşı hazırlıklı olmak bakımından hayati önem taşıyor.

Nitekim Marmara depremi tartışmalarının toplumsal bir boyutu da var. Yıllardır süregelen “büyük deprem yaklaşıyor” söylemi, bir yandan kentsel dönüşümü hızlandırma açısından olumlu bir baskı yaratırken öte yandan kamuoyunda kronik bir kaygı ve belirsizlik ortamı oluşturuyor. Üşümezsoy‘un daha ölçülü ve fay segmentlerine dayalı değerlendirmesi, bu tartışmaya bilimsel bir denge unsuru katıyor.

İstanbul Depremi İçin Bireysel ve Kurumsal Hazırlık Nasıl Olmalı?

İstanbul depremi ne zaman ve hangi büyüklükte gerçekleşeceği bilinmeksizin, hazırlıklı olmak her koşulda zorunlu. Deprem bilimciler arasındaki görüş ayrılıkları, bireylerin ve kurumların bu hazırlığı ertelemesi için hiçbir gerekçe sunmuyor. Aksine, belirsizliğin kendisi hazırlığı daha da acil kılıyor.

Bireysel düzeyde en temel adım, yaşanılan binanın deprem güvenliğinin uzman bir mühendis tarafından değerlendirilmesi. Özellikle 1999 öncesinde inşa edilmiş yapılarda bu değerlendirme hayati önem taşıyor. DASK sigortasının güncel tutulması, deprem çantasının hazırlanması ve aile içinde toplanma noktasının belirlenmesi de İstanbul depremi hazırlığının temel bileşenleri arasında yer alıyor.

Kurumsal düzeyde ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yürüttüğü kentsel dönüşüm projeleri, riskli yapı tespiti çalışmaları ve acil durum planlaması kritik önem taşıyor. Marmara depremi riskine karşı alınacak önlemlerin yalnızca bireysel değil, sistematik ve kurumsal bir çerçevede ele alınması gerekiyor. Şener Üşümezsoy‘un fay haritasına ilişkin değerlendirmeleri ne olursa olsun, İstanbul depremi hazırlığı ertelenebilir bir konu değil; bugünden başlanması gereken bir zorunluluk olmaya devam ediyor.

Başa dön tuşu
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Sitemizin devamlılığı için lütfen reklam engelleyicinizi kapatın